Kazem Azizi
ÇEVRE İLKOKUL & ORTAOKUL
Kazem Azizi
  • +
  • -

Kazem Azizi

6D sınıfından Ayşe Duru Yapar ile 6F sınıfından Ceren Çına Kazem Azizi ile röportaj yaptı.

 

Ö: Bize fizikçi olma hikayenizden bahsedebilir misiniz?

K: Evet, ben söylediğim gibi çocukluğumda 3,4 ve 5 yaşlarında bile olaylara baktığımda onların nedenini bilmek isterdim. Örnek vermek gerekirse küçükken aya bakarken ayın neden dünyanın üzerine düşmediğini merak ederdim. Bunun gibi soruların cevabını ve nedenini öğrenmek için tek yol fizikçi olmaktı ve onun için fiziği seçtim. Sorularımın çoğunun da cevabını buldum, o yüzden mutluyum.

Ö: Yüksek enerji ve parçacık fiziği konuları üzerine çalışmak istemenizin sebebi nedir?

K: Fizikçi olduktan sonra daha teknolojik yönde ilerlemeyi düşündüm. O yüzden lazerlerle başladım. Yüksek lisans tezimde bir lazer yapmıştım. O çok güzel bir cihazdı ve birçok işe yarıyordu tıpta ve teknolojide ama felsefik sorularımın cevabını bunda daha bulamadım. Benim için evren nasıl oluştu, nasıl buraya geldi, nereye gideceğiz? Sorularının cevabını arıyordum. Deneyden bağımızı, cihazdan bağımsız serbest düşünmeye izin veren teorik fiziğe yöneldim. Daha sonra büyük olayları anlamak için küçük olayları anlamam ve onları anlamam için de yüksek enerjileri anlamam gerektiğini fark ettim. Küçük parçacıkları ancak yüksek enerjilerle araştırabilirsin. O yüzden bu dalın adı Yüksek Enerji ve Parçacık Fiziği’dir. Sorularıma ancak bu dalda cevaplar bulabilirdim.

Ö: Fizik biliminin diğer bilim alanlarına etkisi nelerdir?

K: Fizik doğadır, gerçekten anlamı budur. Fiziğin dili, doğru konuşmak için matematiktir. Atom fiziğinde mesela, elektronların hareketini inceleseniz ki fiziğin bir kısmı kimyaya dönüşüyor ve kimya önemli bir bilim ama altyapısı fiziktir. Biyoloji olsun canlı sistemler olsun hücrelere bakarsak da fiziği görürüz. Hücreyi anlamam için hücrenin yapısını anlamam gerekir. O hücrenin yapısını anlamam için de yine moleküllere gitmem gerekir, atomlara ve parçacıklara… Beşerî bilimlerle ilişkisini anlatırsak beşeri bilimlerde, insan davranışları parçacıkların davranışına bağlıdır. Onun için insanın da huyu bir anda değişmez çünkü temel bir şeydir. O yüzden beşerî bilimler dahil ana konu doğadır ve onun da temeli fiziktir. Matematik olduğu da söylenebilir, eskiden öyle söylenirdi ama bence şu an asıl bilim fiziktir. Matematik de çok önemlidir çünkü o da doğanın ve fiziğin dilidir.

Ö: Bilim insanlarının peşinde olduğu “Her şeyin Teorisi” nedir?

K: “Her Şeyin Teorisi” isminden de bellidir her şeyi açıklayabilecek bir teori olması gerekir. Doğada dört tane temel etkileşim var. Doğada, evrende canlı cansız varlıklar arasında olan her türlü olayı onların cinsinden ifade edebilirsiniz. Ama fizikçiler onunla yetinmiyorlar. Diyorlar ki bir tane formül bulayım ve bu formül her şeyi açıklasın. Doğanın teorisi ve her şeyin teorisi olsun. Einstein, son 30 senesinde kapandı ve bununla ilgilendi. Daha sonra başka fizikçiler de Stephen Hawking gibi uğraştı ama olmadı. Şimdi devam ediyor. Dört etkileşimden ikisi birleştirildi. Bununla ilgili “Nobel Ödülü” alındı ve bu ekibin içinde Müslüman ülkelerden Pakistanlı bir bilim insanı da vardır. Elektromanyetik etkileşimle zayıf çekirdek etkisini birleştirmişler. Şimdi benim çalıştığım güçlü çekirdek kuvveti ona yaklaşabilir ama hala yer çekimi kuvveti çok uzaktır. Bu sorunuzu anlatabilmem için bazı kavramları bilmemiz gerekir. Mesela “Kuantum Graviti” denilen bir bilim dalı vardır. Bunun çok gelişmesi gerekir. Eğer biz gravitasyonu yani yer çekimini, kuantum seviyesinde tanımlayabilirsek bu teoriyi daha iyi anlamış olacağız ve o yolda önemli adımlar atmış olacağız.

Ö: Her şeyin teorisi yazılabilse insanlık açısından neler değişebilir?

K: Biterse eğer biz var olan evrenimizi ki yüzde dördü maddedir, geri kalan yüzde 96’sı karanlık madde ve karanlık enerjiden oluşur. Her şeyin teorisiyle biz bu evrenin tamamını anlamış olacak ve fizik bilimi açısında sona gelmiş olacağız. Daha sonra teknolojimizi daha çok geliştireceğiz. Her şeyin teorisi o anlamda bizi güzel bir noktaya getirecektir. Ama şimdi çok uzak görünüyoruz oraya. Neden? Daha önce de söylediğim gibi kuantum seviyesinde yer çekimini ifade edemediğimizden sorunlar yaşıyoruz.

Ö: Size en çok ilham veren fizikçiler kimlerdir?

K: En çok Maxwell’dir. İkinci Einstein’dır. Hawking vardır. Hawking çok önemli bir ilham kaynağıdır. Ben Hawking’in bütün yaşamını ve çalışmalarını araştırıp kendime ders çıkarmışımdır. Bir sandalyede ve hapiste olmasına rağmen neler başarmış ve insanın neler başarabileceğini bize göstermiştir. Benim ona sonsuz saygım vardır. Eşine de çok saygı duyarım. Neden? Çünkü eşi İngiliz dili ve edebiyatı öğretmeni. 21 yaşında tanışıp evlendiklerinde Hawking’in hiçbir sağlık problemi yoktu. Ama birkaç ay sonra bu sorun yavaş yavaş kendini göstermeye başlar ve bütün vücudunu kullanamayacak hale kadar gelir. Eşi bu süreçte hep yanında olmuştur. Başarılarının önemli bir kısmı eşinin eseridir aslında. Başka eklemem gerekirse tabii ki Newton da var. Bu dördü hem benim için hem de fizik bilimi için çok önemli insanlar.

Ö: Türkiye’de fizik biliminin gelişmesi için neler yapılmalıdır?

K: Türkiye’de ilk başta ailelerden başlamalı. Burada aileler, çocuğu 3-4 yaşlarından itibaren biraz daha düşünmeye davet etmeli. Çocukların her şeyi sebebiyle öğrenmesini sağlamalı, her yere bir görsel koyarak dikkatini çekmeli mesela; bir kuşun uçuşunu, bir uçağın uçuşunu... Nasıl uçuyor, bu olay nasıl oluyor? Su gördüğü zaman, “Su yukarıdan aşağıya doğru hareket ediyor, neden böyle hareket ediyor?” bu tip şeylerle ilgili konuşmalı ve onların sormasını sağlamalı. İlk buradan başlayacak. Sonra eğitimimiz bu yönde olmalı. Sorgulayıcı öğrenciler yetiştirmemiz gerekir. Sorularına dikkat etmemiz gerekir. Doğaya dikkatlerini çok çekmemiz gerekir. Alt yapılarını ve matematiği güçlendirip önemini anlatmak gerekir. Teknolojinin ön cephesinde fizik var, fizik olursa bir ülkenin temel bilimi olursa teknoloji gelişecek, üretim artacak, insan fikri ürünü ortaya çıkabilecek, ekonomisi gelişecek. Onun için biz ilk on ekonomiye girmek istersek ilk temel bilimimiz ilk ona girmeli. Eğer girmiyorsa ekonomimiz de girmeyecek. Şimdi fizik ve matematik ne yazık ki Türkiye’de 50-60. sırada dünyada kötü. Ekonomi de zaman için de hep o yönde gidebilir, G20 den çıkabilir bile. Bunun için Türkiye bunu bilmeli, değer vermeli, temel düşünceyi, temel bilimi öne çıkarmalıdır.

Ö: CERN’de yapılan deneylerin önemi nedir?

K: CERN’de yapılan deneylerin en önemli yanı, bizim felsefi sorunlarımızı cevaplıyor olması.

Bu şeyler de geçer ya Mevlana’nın “Biz kimiz, nerden geldik, nereye gideceğiz?” sorularına cevap vermesi ya da evrenimizi yapı olarak neler oluşturmuş? Bu yapı, parçacıklar nelerdir, temel parçacık var mı? En küçükleri nelerdir? Sonra madde nasıl oluştu, evrenimiz nasıl oluştu ve nasıl buraya kadar devam etti? Karanlık madde, karanlık enerji ve görünür maddeye tamamlamak ve bunlarla karadeliklerin yapısını anlamak, asıl bu sorulara cevap verecek. Onun yanında teknolojimizi geliştiriyor. Şimdi size örnek vereyim, “www internet” nerde keşfolmuş sizce? CERN’de. CERN’de iki fizikçinin bilgisayarını ilk başta birbirine bağlamışlar. Veri aktarımı birbirine yapmışlar. Zaman içinde internete dönüşmüş. Yani ben CERN’e gittiğimde bir oda var, yazıyorlar, “www’nun keşfolduğu oda”. İlk temel düşünce CERN’de olmuş. İnternetten tut da birçok teknolojimizi CERN geliştiriyor. CERN mühendislik harikası, çok güzel bir sistem. İnsanların başarabileceği en önemli deneylerden birisidir. Onun için çok önemlidir. Bizim evrenimizle, geleceğimizle ilgili felsefi sorularımızın, “Madde nasıl oluşmuş, maddenin kütlesi nereden gelmiş ve gerçek nedir?” peşinde. Bir taraftan da teknolojimizi geliştiriyor.

Ö: CERN’de cevaplanmayan sorular oldu mu?

K: Bir sürü, bir sürü… Bizim bilgimiz o kadar az ki! Bu kadar gelişmemize rağmen çok çok azdır, daha çok cahiliz bilgide, evrenimiz konusunda, onun için çok araştırmamız gerekir. Size sadece bir örnek vereyim. 2012’de bir higgs parçacığı, diğer parçacıklara kütle verecek parçacığı, bulduk. Ama şimdi 20 sene sürecek, ona cevap vermemiz. O aradığımız higgs mi? O yüzden pek çok soruya hala cevap verememişiz. Fazla boyutlar var mı, yok mu? Süpersimetri denilen bir olay var. Doğada simetrik, mesela bir küre düşünün, bu tam simetriktir, döndürdüğünüzde çevrilir, fark etmiyor. Süpersimetri doğada önemli bir şeydir. Süpersimetri ve ekstra boyutlar; süper boyutlar, sicim teorisinin alt yapısını araştırır. Onları cevaplamaya çalışıyoruz. Kare deliklerin yapısını tamamlamadık. En önemlisi de CERN ‘de karanlık madde, karanlık enerji nedir? Hala cevap bulamadık. Birçok sorumuz var ki cevabını arıyoruz. Gelecekte daha büyük çaplı, CERN’den daha büyük çaplı hadron çarpıştırıcıları ortaya çıkacaktır. Teorik bilimciler, teorik fizikçiler de zaten araştırıyorlar. Bilgimiz gün be gün artıyor. Bilmediğimiz çok şey var.

Ö: PANDA deneyi ile ilgili beklenenler nelerdir?

K: Son zamanlarda benim de üzerinde çok çalıştığım, normal bilindik parçacıkların dışında parçacıklar önerilmiştir. 2003’te onlardan birisi de X 3872 diye bir tetrakuarkdır. Tetrakuark, dört tane kuarktan oluşan nesnelerdir. Normal bildiğimiz evren mesela, protonda 3 kuark var veya mezonlar dediğimiz bir kategori var, orda iki kuark var. Bir kuark, bir antikuark var. Ama bu dört kuarklı sistemler ilk olarak bulundu. 2003’te “Bell Deneyi” tarafından, Bell Japonya’da bir deneydir. Sonra CERN çok araştırdı, Amerika’da Fermilab çok araştırdı. Bunlar belli bilgiler elde etti ancak tam olarak bunların yüzde yüz yapısı veya pentakuarkları var. 5 kuarklı sistemler... Bunların tam yapısı nedir? Belirleyemedi. O doğrultuda PANDA bunları yüzde yüz belirlemeyi amaçlamaktadır. Aynı zamanda maddeyi oluşturan ve en kararlı parçacığımız protondur. Protonun elektromanyetik özelliği, yani iç yapısı hakkında PANDA daha iyi bilgiler elde edecektir. Diğer laboratuvarlar bu konuda soruları cevaplayamıyor. Birçok sorumuz var. Hadron fiziğinde özellikle, hadron dediğimiz quarklardan oluşan objelere hadron diyoruz. Buradaki fiziğe cevap vermemiz için PANDA deneyi özel tasarlanmış, bu bizim pek çok sorumuzu cevaplayacak. Aynı zamanda benim de çalıştığım büyük uzayda nötron yıldızları diye bir yıldız türü var. Bunlar çok küçük ve çok yoğunlar. Nötron yıldızından bir kaşık alsanız, kaşığın ağırlığı binlerce ton olur. Onun için böyle objeler vardır. Bunların alt yapısını anlamamız, o ortamda yani yoğun ortamdaki çekirdeklerin davranışını anlamamız gerekir. Onları özellikle PANDA araştıracaktır. Mesela şöyle diyeyim, bizim bedenimizdeki nötronun kütlesi 939 megaelektronvolttur. Megaelektronvolt kütlenin bir birimidir. Ama yoğun ortamda, diyelim ben tekim, tek bir nötron olduğumda kütlem o kadardır. İkinci nötron, üçüncü nötron gelince benim davranışım değişmeye başlıyor. Belli bir kritik yoğunluğa vardığımızda tamamen kaymalar oluyor benim parametrelerimde. Örneğin kütlem, 938 megaelektronvolttan 600 megaelektronvolta düşüyor. Onun için o yıldızdaki nötronların davranışını anlamamız için araştırmalar teorik olarak devam ediyor. PANDA’da şimdi onların deneyleri yapılacak. Onlara cevap verdiğimizde nötron yıldızlarını da anlamış olacağız. PANDA’nın amaçlarından biri de budur. Birçok amaç var. Bunlar örnekler.  

 

Top